İstanbul Arkeoloji Müzeleri Giriş Bileti
25 Dilde Sesli Rehber
İstanbul Arkeoloji Müzeleri, farklı kültürlerden bir milyondan fazla esere ev sahipliği yapan dünyanın en büyük müzeleri arasındadır. Anadolu ve Mezopotamya’nın Yunan, Mısır ve Arap Yarımadası’na uzanan İslam öncesi dönemlerine ait pek çok eseri görebileceğiniz için bu müze kompleksi İstanbul’da ziyaret edilebilecek en iyi yerlerden biridir.
19. yüzyılın sonunda ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey tarafından İmparatorluk Müzesi olarak kurulmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin koleksiyonunda, Balkanlar’dan Afrika’ya, Anadolu ve Mezopotamya’dan Arap Yarımadası’na ve Afganistan’a kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki medeniyetlere ait eserler yer alır.
Müze kompleksine vardığınızda online biletinizi kolayca alın. Online biletinizi Show&Go ile gösterin ve bu muhteşem müzelere giriş yapın. Pass'iniz tarafından özel olarak hazırlanmış sesli rehberi dinleyerek bu olağanüstü yeri kendi başınıza keşfedin!
Bu harika deneyim ve çok daha fazlası için Pass'inizi Şimdi Satın Alın! Istanbul Tourist Pass® ile İstanbul seyahatinizi unutulmaz bir deneyime dönüştürün!
İstanbul Arkeoloji Müzeleri Bilet Sırasını Atla Girişi ve Sesli Rehber deneyimine ulaşmak, İstanbul’un farklı noktalarından oldukça kolaydır. Bu ikonik noktaya ulaşmanıza yardımcı olacak kısa bir rehber:
T1 Bağcılar - Kabataş tramvayına binin ve Gülhane durağında inin. Müze buradan sadece 5-10 dakikalık kolay bir yürüyüş mesafesindedir.
Arkeoloji Müzeleri’nin önüne geldiğinizde QR biletlerinizi anında alın.
İstanbul Arkeoloji Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri yerleşkesinin ana binasında yer alır ve Çinili Köşk ile Eski Şark Eserleri Müzesi gibi diğer birimlerin yakınındadır. Türkiye’nin ilk müzelerinden biri olan İstanbul Arkeoloji Müzesi, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne kalan önemli bir mirastır. Müze fikrinin ilk ortaya çıkışı Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar uzansa da, gerçek anlamda hayata geçirilmesi 1869 yılında Müze-i Hümayun’un kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Hagia Irene Kilisesi’nde o güne kadar toplanan arkeolojik eserlerden oluşan Müze-i Hümayun, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin temelini oluşturmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret ederken, şehrin tarihi açısından özel bir yere sahip olan Hagia Irene Müzesi’ne de uğrayabilirsiniz. Dönemin Maarif Nazırı Saffet Paşa, müzeye eser kazandırmak için kişisel çaba göstermiş; aynı zamanda Galatasaray Lisesi öğretmenlerinden İngiliz asıllı Edward Goold müze müdürü olarak atanmıştır.
1872 yılında Maarif Nazırı Ahmed Vefik Paşa, bir süre kapalı kalan Müze-i Hümayun’u Alman Dr. Phillip Anton Dethier’in yardımıyla yeniden kurmuştur. Dr. Dethier’in çalışmaları sonucunda Hagia Irene Kilisesi yeni gelen eserler için yetersiz kalmış, ancak mali zorluklar nedeniyle yeni bir bina inşa edilememiştir. Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilen “Çinili Köşk” 1880 yılında müzeye dönüştürülerek müze kompleksine eklenmiştir. Müzenin dünya çapında ün kazanması ise zaman almıştır. 1881 yılında sadrazam Edhem Paşa’nın oğlu Osman Hamdi Bey müzelerin müdürü olmuş ve müzede sergilenecek eserleri bulma çalışmaları büyük hız kazanmıştır.
İstanbul Arkeoloji Müzesi Binası
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin mimarisi Alexander Vallury’ye aittir. İskender Lahdi, Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi ve Tabnit Lahdi gibi Sidon Krallar Nekropolü’nden İstanbul’a getirilen görkemli eserleri sergilemek amacıyla yeni bir müze binasına ihtiyaç duyulması üzerine bu yapı inşa edilmiştir. Müze 13 Haziran 1891 tarihinde resmi olarak açılmıştır. Müzenin ziyaretçilere açıldığı 13 Haziran tarihi, Türkiye’de müzeler günü olarak kutlanır. 1903 yılında kuzey kanadının ve 1907 yılında güney kanadının eklenmesiyle Arkeoloji Müzesi kompleksi bugünkü görünümünü kazanmıştır.
Yeni sergi salonlarına duyulan ihtiyaç nedeniyle 1969–1983 yılları arasında Ana Müze binasının güneydoğusuna bitişik bir ek yapı inşa edilmiş ve bu bölüm Ek Bina olarak adlandırılmıştır. Tarihin önemli bir bölümüne tanıklık eden bu yapı, büyüleyici dokusuyla sizleri ağırlamayı bekliyor. Istanbul Tourist Pass ile İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni giriş ücreti ödemeden ziyaret edebilirsiniz. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki Eserler Kapısından içeri adım attığınız anda sizi tarihin tozlu sayfalarına götürecek bu eşsiz yapı, birçok antik esere ev sahipliği yapmaktadır.
Müzede yaklaşık 1 milyon eser bulunmaktadır ve bunların büyük bölümü Türkiye’den olmak üzere dünyanın dört bir yanından gelen eserleri içerir. Mezopotamya ve Anadolu’dan gelen eşsiz eserleri hayranlıkla incelememek neredeyse imkânsızdır. Özellikle Antik Yunan sergisi, gizemli ve etkileyici atmosferiyle sizi adeta Antik Yunan tanrılarının arasında dolaşıyormuş gibi hissettirerek günümüz dünyasından uzaklaştırır. Müzede bulunan en ünlü eserlerden bazıları şunlardır;
Hermes Heykeli
Aphrodite Heykeli
Assos’tan Arkaik Tapınak Alınlığı
Antik Yunan Sergisi
Siloam Yazıtı
Meryem Ana Kabartması
Roma İmparatoru II. Valentinianus’un Heykeli
Mari Valisi Puzur Ishtar
Bizans İmparatorlarının Porfir Taşından Lahitleri
MÖ 1258’de imzalanan Kadeş Antlaşması’nın orijinal metni
Mezopotamya Heykelleri
Babil Kabartmaları
Palmira Kabartmaları
Roma’dan Marcus Aurelius Büstü
Babil’deki İştar Kapısı’ndan bir panel
Bitinya’dan Kybele Heykeli
Nippur, Antik Mısır Uzunluk Ölçüsü
Orpheos Heykeli
Mitolojik bir karakter olarak ortaya çıkan Orpheus, zamanla kendi başına bir ekol hâline gelmiş ve Hristiyan sanatında İsa ile ilişkilendirilmiştir. Bunun temelinde, yaşamı boyunca çaldığı çeşitli müzik aletleriyle tüm hayvanları etkisi altına alan Orpheus’un sevgilisini bir yılan ısırığı sonucu kaybetmesi yatar. Yaşadığı derin acı nedeniyle yeraltı dünyasına gidip sevgilisini geri getirme fırsatı verilmiştir. Ancak bu talihsiz deneyimde sevgilisini yeniden kaybeden Orpheus, kendisini yalnızca erkeklere vaaz vermeye adar. Bu adanmışlık nedeniyle İsa ile ilişkilendirilen Orpheus, bazı eserlerde İyi Çoban İsa’ya benzer tasvirlerle karşımıza çıkar. Heykelde Orpheus oturur hâlde ve yanında bir hayvanla betimlenmiştir. Giysisinin detayları ayrıntılı işçilik yerine birkaç yüzeysel çizgiyle verilmiştir. Tasvir, dönemin klasik Roma sanatında sıkça görülen yüz ve saç betimlemeleriyle tamamlanmıştır.
İskender Lahdi
Sayda Lahitleri, 1887 yılında Osman Hamdi Bey tarafından gün yüzüne çıkarılan Sidon krallarının mezarlarına ait lahitlerdir. Nekropoliste bulunan 18 lahitten yedisi yerinde bırakılmış, diğerleri ise oldukça titiz bir çalışma sonucunda İstanbul’a getirilmiştir. Bu paha biçilmez lahitler arasında en önemlisi İskender Lahdi, en eskisi ise Tabnit Lahdi’dir. Bunların dışında Ağlayan Kadınlar Lahdi, Likya Lahdi ve Satrap Lahdi de önemli eserler arasında yer alır. İskender Lahdi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki en önemli eser olarak kabul edilir. Bazı arkeologlara göre bu eşsiz eser İstanbul’un sembollerinden biridir. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen bu ve benzeri eserleri yakından görmenin keyfini çıkarabilirsiniz.
Şehir pasıyla İstanbul’u daha akıllıca keşfedin
Pasını SeçSadece bu deneyimi mi istiyorsunuz?
Onu istanbul.com üzerinden tek tek de satın alabilirsiniz
Bu Deneyimi istanbul.com®'da Rezerve Et